Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
30 Mart 2017
Biz, her yeni güne Turan'a doğan güneşle başlıyoruz
M. Kadıoğlu
Ana Sayfa     İletişim       Biz Kimiz?       Site Yazarlığı       Etkinlikler       Tarihte Bugün    
MİLLÎ AKADEMİ
Prof. Dr.
Ramazan Özey

Kültürel Yozlaşma ve Kültürsüzleşme
AYDINLAR OCAĞI
Prof. Dr. Ahmet Çolak
TÜRKE DÜŞMANLIKLARININ SOSYO-PSİKOLOJİK ANALİZİ
MİLLÎ MÜNEVVER
Behiç Çelik
Türk Dünyası ve Yerel Yönetimler
İLİM PENCERESİ
Prof. Dr. Acar Sevim
Yeni üniversite öğrencilerinin durumu
GÜNDEME GELEN

Sentez yapalım ama Mevlana Hazretlerinin dediği gibi bir ayağımızı kendi topraklarımızın üzerine koyarak, o pergeli öyle açmamız gerekir.

Mustafa Yıldızdoğan: Turan’ın Temelleri Müzikle Atılacaktır


16 yaşında bağlaması ile müziğe başlayan Mustafa Yıldızdoğan, “Doğuyoruz Ufuklardan” adını verdiği ilk abümüyle müzik piyasasıyla ve tabii ki, sevenleriyle tanışmış oldu.

1990 yılından bu güne kadar, kendi deyimiyle “Edirne'den Kars 'a, Avusturya'dan İngiltere'ye kadar binlerce konserlerin,  bitmeyen heyecanların, tükenmeyen umutların” sanatçısı oldu.

Türkiyem türküsünü söylerken, yaslilarin gözlerindeki yas, küçücük çocuklarin gözlerinde isil isil Türklük sevdasi, bayrak sevdasi, vatan sevdası oldu.

Sadece Türkiye Türklerinin değil bütün Dünya Türklerinin yüreklerini birlestirdi, duygularını birlestirdi, umutlarını birlestirdi. Ve bir vücut olup renk oldu: al ve ak, hilalleşip  yıldız oldu, bayrak oldu.

“Sanatçının ömrü sevenlerinin sevgisi kadardır” dedi. Demek ki, Mustafa Yıldızdoğan bizim için hiç ölmeyecek bir sanatçı oldu.

 

Siyasetten Uzak Sanat Yapsaydım, Daha Başarılı Olurdum

 


ulkucu.org: Müziğinizin gücüyle bütün Türklerin yüreklerini duygularını umutlarını birleştirip tek vücutta bayraklaştırdığınızı düşündüğümüzde müziğinizi ve kendinizi Türk Birliği inşasının neresinde görüyorsunuz?

Mustafa Yıldızdoğan: Allah ömür verir de Turan’ı, Kızılelma’yı görmek nasip olursa, göreceğiz ki müzik ile  temel atılacağına inanıyorum.
Kazakistanda, Bakü’de stadyumlarda  bir ağızdan ölürüm Türkiyem söyleniyorsa deryada bir katre, katkımız olursa ne  büyük  bahtiyarlıktır. Siyaset güçlü denilebilir  ama müzik çok daha güçlü, siyasetle sanatın önemli bir farkı var. Siyaset ister, talep eder, anlatır anlattığının karşısında oy ister. Ama sanat ve sanatçı istenilir, davet edilir, çağrılır.
Türk dünyasından binlerce gönüldaş  www.yıldızdogan.com sitesine üyemiz var. Şairlerle sanatçılarla bağımız çok güzel.Azerbaycan’dan  Gülnara diye bir kızımız var, Şair. Bu kadar güzel şiir yazılamaz. Şimdi, 30-40 tane böyle şairimiz var. Azerbaycan’da, Kırgızistan’da… benim sitemin üyesi. Biz onları bulamıyoruz ama onlar bizi bir şekilde buluyor en azından bir şiirde birbirimizi buluyoruz.

“Ben Bakü’yüm sen İstanbul’sun
Ama aynı gök kubbenin altında
Sen soluyorsun ben nefes alıyorum” diyor.


   
Yani, kültürle o hayalinizdeki Türk Birliğini yakalama şansınız var. Başlangıç olarak kültürle olacaktır. Üzerine siyaseti koyabilirsiniz, üzerine ekonomiyi koyabilirsiniz, üzerine ne gerekiyorsa onu koyabilirsiniz. Kültürsüz bir birleşme, dilsiz bir birleşme yavan ve sığ kalır. Dolayısıyla ben müziğin Türk devletlerinde bir bayrak olacağına bir birliktelik teşkil edeceğine inanıyorum. Belki ben görmem belki çocuğumda görmez ama bir gün mutlaka olacak.

ulkucu.org: Geniş kitlelere ulaşmama sıkıntımızın Müzik sahasında da yaşandığını görüyoruz. Sizce hangi açılımlarla en azından Müzikteki bu sıkıntı aşılabilinir?

Mustafa Yıldızdoğan: Çok şeyler yapılabilir. Ben ilk albümü 1990 yılında yaptım: “Doğuyoruz Ufuklardan”, “Üşüyorum”, Türkiyem”.

   
Türkiyem, çıktı, her yerde çalıyor ama ben televizyona çıkmıyorum. Ya dedim ben niye televizyona çıkmıyorum. Bana yapımcılarım diyorlardı ki, “ya oğlum biz ülkücüyüz” ondan çıkarmıyorlar. Bende inanıyorum tabii ki. Sonra programlara çıkmaya başladım. Esasında seni programa davet eden insanların da bir önyargısı var ama bir muhabbet ediyorsunuz programın sonunda kesinlikle sizden özür diliyorlar ve diyorlardı ki, “size karşı bir önyargımız vardı” ben de diyordum ki, estağfurullah bizim kendimize  ait önyargılarım varken sizin bana önyargılı olmanız çok normaldir.
Neydi bu önyargı?

   
İşte, biz ülkücüyüz bizi çıkarmazlar. Ama öyle bir şey yok. siz güzel olanı ürettiğiniz müddetçe farklı olanı ürettiğiniz müddetçe ve anlatmış olduğunuz şeyleri hayatınızda tatbik ediyorsanız veya hayat tarzınızı siz olduğu gibi müziğinize aktarıyorsanız inanın o insanlar saygı duyuyor size.


   
Ama ben yine söylüyorum “Mektup” şarkısı bir aşk şiiri. 1999 yılında 1 Milyon satmış bir albümdür. Ben Savaş Ay’a gerçekten teşekkür ediyorum. Çünkü, Savaş Ay’ın bir programında patladı. Ayşe Özgün’e çok teşekkür ediyorum, Esra Ceyhan’a çok teşekkür ediyorum.

    Şimdi, Mektup şiirine baktığınız vakit ben bir ülkücüyü anlattım:

“……Anam, abdestsiz göğsünü vermemiş bana. Ola ki Allah'a, ola ki vatana ve ola ki sevdiklerine ihanet eder diye. Anamın ak ve helal sütünden midir, nedir; vefasızlığın "v"si yoktur kitabımızda. Hele güzelim sevdiğini yarı yolda bırakmak; nankörlüğün ve namertliğin en adisi budur işte.Gönül dersen gönül, yürek dersen yürek, aşk dersen aşk; bırak duygularımı yüreğime, yüreğinde bul kendini! Gör ki nasıl sevmişim seni, vah vah. 18'inde deli taylara benzer kızlarımız. Geçit vermez yüce dağ gibi heybetli, şahin bakışlarında mertlik; ama yufkadır yürekleri. Onlar ki sevdiklerine toprak kadar vefalı, onlar ki sevdiklerine gün gibi, güneş gibi sadık, kardelen çiçekleri kadar sabırlı, ki onlarda iffet , ki onlarda edep. Onlar sevdiler mi başka severler güzelim. 21. asırda ne Karacaoğlan'ı, ne Köroğlu'nu, ne de Ferhat'ı aratır yiğitlerimiz. Gönül bu ya; hep ulaşılmaz, erişilmez dallara bağlanır. Çile ise çile, dert ise dert, pes etmek mi asla! Ve yiğitliğin kitabı yazılmaz gülüm. Yiğitlik yürekte saklı, yiğitlik gönülde gizlidir. Yiğitlik sadece bilekte değil. Bizi biz eden, bizi farklı kılan; bu düşüncemiz, bu gönlümüz. Çünkü biz sevdiğimizi iki öpücük niyetine değil, Allah'ın bir emanet kuşu bilip, bir ömür boyu aynı yastıkta bir ömür sürmek için severiz. Ben sevdiğime gel dediğim vakit dağları yırtıp gelen, git dediğim vakit; kaşlarını çatmadan, arkasına bakmadan gidendir.

Zannetme ki korkudan, edepten, gönülden, sevgiden.”

   
Bu şiirle, Müslüman Türk Milletinin bir numunesini almışım koymuşum. Ben orada bir kara gözlü kızı da anlatmış olabilirim ben içimdeki Türk Dünyasının bir damlacığı olan idealist ama Allah’ına bağlı, inançlı ama devletine bağlı, en önemlisi alın terini kutsal sayan, ekmeğini alın teriyle kazanan, ayakta duran bir Türk gencini anlatmaya çalıştım.

    “Mektup”, Türkiye’de satan üçüncü albüm olmuştu. Benim ülkücü olduğumu yine biliyorlardı. O zaman siz ürettiğiniz müddetçe varsınız ve o zaman herkes size saygı duyuyor. Ama ben bu şiiri yazıp Meyhanelerde Kahvehanelerde gezseydim yine bir ehemmiyeti olmazdı. Benim duruşumda bir Anadoluluk var, lisanımda bir Anadoluluk var, Allah’a bakış açımda bir Anadoluluk var, Ecdadıma bakış açımda bir Anadoluluk var, Anama- Babama bakarken bir Anadoluluk var, eşime bakarken bir Anadoluluk var, çocuklarıma bakarken benim bir Anadoluluğum var.

    Bu önce bireysel bir başarıydı sonra herkes almaya başlayınca kitlesel bir başarıya dönüştü önce benim ülkücü kardeşlerim aldı. O yüzden Dünyanın neresinde olursa olsun benim bir kasetimi alan milliyetçi kardeşime benim bir vefa borcum var. Zaten insanlara böyle bir vefa borcum olmasaydı ben bu sanatı çoktan bırakırdım. 

    Biz koskoca bir hareketiz ama biz bunun farkında değiliz. Size bir örnek vereyim, Kanada’nın  Toronto şehrinde bir teşkilatımız olduğunu ne Türkiye’dekiler biliyor ne dünyadakiler biliyor. Ahmet Arıkan diye bir kardeşimiz bir inşaat firması kurmuş üç- dört kişiyi çalıştırmaya başlamış iyi kazanmışlar böylece 3-4 kişi daha firma sahibi olmuş ve Toronto’nun en güzel caddesine dördüncü kata ışıklı koskocaman devasa bir levha yaptırmışlar caddenin karşısına geçtim kar yağıyor, tabelaya bir baktım: “Toronto Ülkü Ocakları” işte gözyaşlarınızı orada döküyorsunuz, utanmadan ağlıyorsunuz. “Erkekler ağlamaz” a inat ağlıyorsunuz.
Niye ağlıyorsunuz?

    Bu gücün varolup da görememekten dolayı ağlıyorsunuz.

    Rahmetli Başbuğumuzun Türk milletine Türk gençliğine özüne damlatmış olduğu teşkilatçılık ve vatan sevgisi nerede olursa olsun o kendini gösteriyor. Böyle bir aşk varken böyle bir sevda varken ve böyle geniş bir coğrafyanın içerisinde bir tane Türk dahi olmuş olsa ve bu teşkilatçılık ruhundan bir damla almış olsa o kardeşi o ülküdaşım kendisini bulunmuş olduğu ülkede hemen dizayn ediyor teşkilatını kuruyor. İşte biz böyle büyük bir camiayız. 

ulkucu.org: Sanal aşkların sanal melodilerle ifade edildiği bir piyasada “çile ise çile dert ise dert, pes etmek mi asla!” sözlerinin adamı oldunuz. Bu nedenle bugünkü müzik piyasasında hiç anlaşılamama veya  var olma kaygısı yaşadınız mı?

Mustafa Yıldızdoğan: Hayır. Çünkü, ben futbolcu olmak istiyordum. Bir hayal olarak kabul edilirse ben Barselona’da,  Çelsi’de futbol oynardım. Yani, olabilirdim.

ulkucu.org: İyi ki olmamışsınız.

Mustafa Yıldızdoğan: Yok onu da iyi yapacağıma inanıyordum. Fırtınalı bir aşkın neticesinde  bağlama çalmaya başlamışım .  aşkımı dile getirmek için müziğe başladım. Öyle enteresan ki gün gelip dünyada tanınan biri oluyorsunuz ne gariptir ki siz  bir aşkın neticesinde bir estrüman alıyorsunuz o sizin rızkınız oluyor. Dolayısıyla ilk başlarken benim sanatçı olmak gibi bir idealim olmadığı için ben hep kendi doğrularımı anlatmaya çalıştım. Benim doğrularım sizce yanlış olabilir toplumca yanlış olabilir ama bu millete en azından 30 yıldır okumaya  çalışıyorum. Anadolu’nun her köşesine gitmişim o çiçek kokan o gül kokan insanlarını tanımışım onların özlerini biliyorum adeta bir ayna gibiler ben onlara baktığım vakit budur diyorum dolayısıyla siz ne kadar uç söylemde kullanırsanız kullanın sizin o söylediğiniz manada bir korkum olmadı.

ulkucu.org: Söylemleriniz ve çalışmalarınız sonucunda Milliyetçi Hareket Partisi ile özdeleştirildiniz ve sanat camiasında “parti sanatçısı” şeklinde yakıştırmalara maruz kaldınız. Bu durum Mustafa Yıldızdoğan’ın sanat kariyerini nasıl etkiledi?

Mustafa Yıldızdoğan: Esasında ben onur duyarım Türk milliyetçisi olmaktan gurur duyarım ama parti sanatçısı olmak,  başında söylediğim gibi parti çerçevesinden bakmayı gerektirir. Halbuki düşünür, “Alimin dini olmaz” diyor bütün insanları kuşattığından ötürü.
Şimdi, evet doğru ben MHP’liyim MHP’lilere hizmet ediyorum. Ama ben üye değilim delege değilim hiçbir resmi vasfım yok ha böyle anılmaktan da rahatsızlık duymuyorum. Fakat şuna inanıyorum ki, Türk milliyetçisi ve ülkücü olarak biraz daha siyasetten uzak sanat yapmış olsaydım ben daha başarılı olurdum.

    2002’de baraj altında kalmışız, ben “Biz bu hallere düşecek adam mıyız?” demişim. İktidar döneminde,

“Üstte hava karışmış, ateş suyla karışmış
kalburüstü tilkiler bakın kimle yarışmış
artık kafaya takmam ortalığı yıksınlar
umurumda mı dünya kibrit çakıp yaksınlar” demişim.


    Yani, bizi eleştiriyorum. Çünkü, biz iktidar olunca çok farklı olacağını düşünmüştük öyle olmayacağını anlayınca eleştirdim. Ama biraz daha siyasetin dışında olmuş olsaydım daha çok eleştirirdim. İnsanların şahsiyetine, kişiliğine dokunmadan icraatlerini kim olursa olsun ben eleştiririm.

    Düşünür diyor ki, “Eleştiriye açık insanlar tırnaklarıyla o koltuğu hak eden insanlardır” Yani, eleştiriye tahammülü olmayan insanlar emanet koltuklarda oturan insanlardır.
Parti etiketim olmasaydı çok daha başarılı olabilirdim ama asla bunu bir şikayet olarak söylemiyorum. Ben 20 yıldır Ülkü ocaklarının içindeyim ülkücü olabilmek için uğraşıyorum ülkücüyüm demekten haya ederim. Onur duyuyorum, gurur duyuyorum vesile olanlardan herkesten Allah razı olsun. İyi ki bana bu bakış açısıyla bu inancı bu duruşu aşılamışlar.
Rahmetli Başbuğu görmek onun karşısında Türkü söyleyebilmek çocuklarıma bırakabileceğim en büyük övünç ve gurur kaynağı.

ulkucu.org: Sanatçının aktif siyasetin içinde yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?  Bu soruyu sadece MHP için sormuyorum, Türk siyaseti adına soruyorum.

Mustafa Yıldızdoğan: Saygı duyarım. Ama her ikisini de başarıyla götürebileceğini sanmıyorum. Türkiye’deki siyasi partiler kanunu ile ben sanatçıların siyasi alanda da başarılı olabileceğine inanmıyorum. Çünkü, sanatçının özünde var olan milletin görmediğini,  milletin duymadığını, milletin hissetmediğini insanlarımıza aktarma görevi bu.  Sanatcı hassas yapılı olması nedeniyle  çabuk kırılır. ee günümüz siyaseti malum, duymayacaksın. görmeyeceksin, konuşmayacaksın.. Bana göre değil....
Dolayısıyla bu Siyasi Partiler Kanununda, sanatçıların özgürce siyaset yapabilmesi mümkün değildir.

ulkucu.org: Tarih boyunca Türk müziğimizin beslendiği kaynaklar neler olmuştur?

Mustafa Yıldızdoğan: İnanç ve ideal olarak kabul ediyorum.
Yesevi Hazretlerinden başlayarak Kopuzun eşliğinde, Ozanlarımızın bir Anayasa maddesi gibi insanlarımızı Müzik eşliğinde rafine etmesi gibi bir şeydir.
Ben  inanç yönüyle  ve ideal noktasında şekillendiğine inanıyorum.

ulkucu.org: Türk müziğinin kökeni sizce nereye kadar götürülmelidir?

Mustafa Yıldızdoğan: Belgelere bakıldığı vakit, Kam, Baksı, Şaman, Ozan, bilge şairlerin  toplumu ilgilendiren sevinçleri, hüzünleri, öğütleri kulaktan kulağa aktarılarak bu günlere gelmiş.

    Ama tabii, ben ahlak, edep ve inanç noktasında o doğrultuda başladığına inanıyorum. Çünkü, diyor ki;

“A benim ahtı yarim
Gönlümün tahtı yarim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yarim”


Şimdi buradaki göz izi bizim normal şartlarda görebileceğimiz bir iz değildir. Bu nasıl bir aşk? Bu nasıl bir muhabbet? Bu nasıl bir gönül gözü ki sevdiğinizin yüzündeki göz izini görebiliyor.
Peki , bu nerede var?
Bizim türkülerimizde var.

ulkucu.org: Sizce müzikte “asimilasyon” nerde başlar?

Mustafa Yıldızdoğan:  İnsanın bozulduğu yerde insandan çıkan insanla hemhal olan her şeyde bir bozukluk vardır.

    Hırs; meşur olma hırsı, para hırsı… dolayısıyla en kolay yoldan ben nasıl meşhur olabilirim, en kolay yoldan ben nasıl tanınabilirim, en kolay yoldan ben nasıl para kazanabilirim virajına girdikten sonra müzikte bozulmaya başlamıştır.

ulkucu.org: Türk müziği ile Batı müziğinin etkileşimine doğuyla-batının ortak sanatı olarak bakabilir miyiz? Bu sentezin sanatsal boyutu nedir?

Mustafa Yıldızdoğan:  Müzikte 7 ses var. Bu 7 ses, Çin’de de aynı Afrika’da da aynı Batı da aynı.  Bu anlamda bir kaynaşma ve bu anlam da bir evrensellik olduğuna inanıyorum. Devlet olarak bir kültür politikamızın olduğuna inanmıyorum. 70 Milyonluk bir memlekette nasıl olur da 300 yıl 200 yıl hatta 100 yıl  önceki müziğimizin icrasını yapan sanatçı  yok.
Şimdi, “sentez yapalım”, “sentez yapalım” Tamam, ama Mevlana Hazretlerinin dediği gibi bir ayağımızı kendi topraklarımızın üzerine koyarak, o pergeli öyle açmamız gerekir.
Gönül arzu eder ki, Itri’nin Baki’nin, bestelerini çağımızın teknolojisiyle harmanlayıp insanlarımıza sunabilmek. Ama bu yalnızca bir iki kişinin yapabileceği bir şey değil. Kültür Bakanlığımızın bu konuya eğilmesi gerektiğine inanıyorum.

ulkucu.org: Son yıllarda uluslar arası yarışmalara gönderdiğiz eserlere bakarak Türkiye’de devletin müzik anlayışının değiştiğini söyleyebilir miyiz?

Mustafa Yıldızdoğan: Zaten öyle.

ulkucu.org: Yabancı müzikle Erevizyona katılmamızı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Yıldızdoğan: Ben bu yarışmanın çok objektif bir yarışma olduğunu zannetmiyorum. İdeolojiler doğrultusunda bir oylama yapıldığına inanıyorum dolayısıyla kulislerle alakalı bir şey. Tabii, gönül ister ki, Türkçemizle Türk müziğiyle – müzik belki hafif müzik olabilir- sözler Türkçe olmalı.

ulkucu.org: Sanki kazanmak için illa da yabancı bir şarkıyla katılmak zorunluluğumuz varmış gibi davranılıyor.

Mustafa Yıldızdoğan: O kurumun o kuruluşun başında olan insanlara baktığınız vakit tabii ki, aşağılık kompleksiyle bugüne kadar gelmiş insanların  problemi bu bence. Ben bunun değişeceğine inanıyorum. Bizim orada bir sazımızın tınısı, Neyimizin ortaya çıkması bir Türk kızının geleneksel giyimleri ile ortaya çıkması bence daha güzel olur. Bu Batı karşısında da bir bize bir saygınlık kazandırır.

    Siz 100 yıl da uğraşsanız bir Batılı gibi Batı müziği yapamazsınız.  Nasıl ki, bir Batılı 100 yıl uğraşsa da benim Tasavvuf müziğimi, bir Halk müziğimi, bir Aşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece” yi yapamayacağı gibi bir Türk’ün de 100 yıl uğraşsa bir Batılı gibi Müzik yapabileceğine inanmıyorum. Dolayısıyla burada kendi kimliğimizle kendi kültürümüzle kendi motiflerimizle biz ortaya çıkmak mecburiyetindeyiz. Batı da zaten doğallığa ve otantiğe saygı duyar.  Sertab Erener’in şarkısı kimin hatırında ama Ajda Pekkan’ın “Petrol” şarkısı herkesin hatırında.

ulkucu.org: Sizce Türkiye’de Türk kültürüyle, tarihiyle, milletiyle bütünleşen bir Türk Pop Müziği anlayışı var mı?

Mustafa Yıldızdoğan: Özü sende olmayan, temeli sende olmayan  her şeyde olduğu gibi, müziğin olabileceğine inanmıyorum.

ulkucu.org: Ekranlarımıza baktığımızda müzikal anlamda yapılan çalışmaların gürültü kirliliği boyutuna vardığını görüyoruz. Siz bu eser ve “şarkıcı” enflasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Yıldızdoğan: Ben Sanatçıya  veya Yapımcıya suç bulmuyorum.

ulkucu.org: Piyasa bunu mu gerektiriyor diyorsunuz?

Mustafa Yıldızdoğan: Toplumumuzun terazisinde bir kayma var. Bir eser üretilmiş bir sanatçı var ortada; sen beğenmezsen, dinlemezsen, izlemezsen onun ayakta kalması mümkün değil.

    Ben bir çok televizyon kanalında da bunun eleştirisini yapmışımdır. Yarışmayla Sanatçı olunmaz. Sanatçı: Allah’ın vermiş olduğu bir güzelliktir, bir farklılıktır. Sanatçı olunmaz . Evet, bu bir projeydi, gerçekleştirildi ama hiç kimse de “böyle program olur mu?” diye televizyonunu kapatmadı. O çocuklar aylarca ışıkların altında kendilerini Psikolojik olarak sanatçı olduklarını zannettiler. Ama program bitti kameralar kayboldu, ışıkları kayboldu,  o çocukların dünyası karardı.

    Sanatçı başka bir yerden ithal edilmiyor bu toplumun içinden çıkıyor doğal olarak bu toplumda bir arıza var.Devlet, vatan, bayrak diye diye 20 sene geçmiş sanat hayatımda ama kusura bakmasın bu millet artık bu gözlerle görmüyor artık bu millet vicdan kavramıyla bakmıyor.

    Ne ile bakıyor?

    Cüzdan ile bakıyor. Cüzdan, merhameti ve bakış açısını değiştirdi. Böyle olmamış olsaydı 5 kilo bulgura insanlar, 5 yılda bir gelenlere namusu, şerefi ve geleceğine ait iktidarı vermezlerdi diye düşünüyorum.

ulkucu.org: Sizce müzik-millet arasında nasıl bir ilişki vardır?

Mustafa Yıldızdoğan: Yine Aşık Veysel yine Mahsuni Şerif  yine Aşık Reyhani ya baktığınız vakit Pir Sultan Abdal bunun tarihi sürecini de koyabilirsiniz.
Bizim Türkiye’mizdeki problemimiz şudur: Ben Abdurrahim Karakoç’un şiirleriyle büyüdüm Arif Nihat Asya’nın Nihal Atsız’ın  şiirleriyle büyüdüm. Dolayısıyla o çocukluk dönemimize baktığımız vakit Aşık Mahsuni’yi ağabeylerim bize dinlettirmezlerdi.

Niye?

    Solcu diye. Ben inanıyorum ki, Aşık Mahsuni’nin hayranları da Abdurrahim Karakoç’un şiirlerini okumazlardı.

Niye?

Sağcı diye.

    Aşık Mahsuni (Allah mekanı cennet etsin) ben Almanya’da konserimde vefat ettiğinin haberini aldım. Ben hiç tereddüt etmeden Türk milletine Türk kültürüne Türk müziğine büyük hizmetleri olan ağabeyim Aşık Mahsuni Şerifi kaybetmişiz Allah rahmet eylesin dedim. Benim yürek bulduğum, gönül bulduğum kimlik bulduğum “işte gidiyorum çeşm i siyaha”yı okudum. 
Ahmet Hakan o zaman Kanal 7’de haberleri sunuyordu. Ahmet Hakan’ın konuğu Abdurrahim Karakoç oldu. Ve Abdurrahim Karakoç dedi ki: “Biz kırk yıllık arkadaştık”
İnanın gönlümün en derin köşesinden “vah” dedim. Acıdım. Niye acıdın derseniz. Keşke-haddim olmayarak söylüyorum- Abdurrahim Karakoç bir şiirinde, “Mahsuni benim hemşerim benim dostum benim arkadaşım” diyebilseydi. Veya Aşık Mahsuni bir türküsünde “Abdurrahim benim hemşerim benim dostum benim arkadaşım” diyebilseydi benim Aşık Mahsuni’ye bakış açım farklı Aşık Mahsuni’nin hayranlarının bakış açıları Abdurrahim Karakoç’a böyle olmazdı.

    Bağlamayı bizden nasıl ayırabilirsiniz. Bağlama, bir milleti bir meşin yuvarlak bir futbol takımı bir A Milli takımı Avrupa’da bir başarı kazandığı vakit Sağcısı solcusu nasıl bayrağımızı alıyor  yollara dökülebiliyor isek bir zamanlar bizi biz yapan bir zaman dilimi sonrada bizi biz yapacak olan bağlamamızdır, Kopuzumuzdur.

    Bir sağcının yürek derecesiyle bir solcunun yürek derecesi arasında bir fark olabilir mi? bizi bir tutan nedir? Bağlamamız, şiirlerimiz.

    1992’de Seyrani’nin, “Nefes”’ini okumuşum. Ama aştık biz aştık. Şimdi Mahsuni’den de okurum, Pir Sultan Abdal’dan da okurum., Veysel’den de okurum.
Allah Alevilerden razı olsun onlarda olmamış olsaydı bugün bağlama diye bir şey olmazdı zaten. Bağlama, bir toprak gibi bir ezan gibi bir bayrak gibi bizi bir tutan şeydir.

ulkucu.org: Bir müzisyenin millete karşı sorumlulukları nelerdir?

Mustafa Yıldızdoğan: Keşke sorumluluğum yok diyebilseydim.

ulkucu.org: Kendinizi daha mı özgür hissederdiniz?

Mustafa Yıldızdoğan: Evet. Ben size bir örnek vereyim benim “Deli Kız” diye bir şarkım vardı ona Klip çektim. Benim bu klibimden önceki kliplerimde hep kız uzakta ben uzakta idi bu klibimde ise sonunda kızla sarılıyorum. Ondan sonra Adapazarı’ndayım Ocak Başkanımız dedi ki, Mustafa Abi sen klibinde kız oynatıyordun bu son klibinde kıza sarılmışsın biz hiç hoş karşılamadık” Ben de dedim ki, be güzel kardeşim benim karım bile bir şey demiyor size  ne oluyor.

    Bu bir bakış açısıdır, bu bir sevgidir, bu bir aşktır. Her türkümde,her sahnemde,sokakta velhasıl her daim  benim bu millete bir sorumluluğum olduğunu gençlere bir şeyler verebilmek gayreti, çabası, eziyeti içerisindeyim.

    Ama şunu da iddia ediyorum ki ben sadece sanat için yapıyorum diyebilseydim ben bundan kat kat daha fazla başarılı olurdum. Çünkü, özgürsünüz. Bunda özgür değilsiniz ben bir şiir yazarım sonra 3-4 kez onu yumuşatırım.   

ulkucu.org: Kentli- şehirli yaşam tarzı müzik anlayışını nasıl etkilemektedir?

Mustafa Yıldızdoğan: Kesinlikle insanoğlu öyle bir şey ki maddi olarak geliştiğiniz vakit sosyal alanınız da değişiyor arkadaşlarınız da değişiyor. Anadolu’dan gelmiş doğal olarak bakış açısı değişiyor inanç değişiyor. Bunun çok örnekleri de vardır.

    Artık televizyonla birlikte değişime uğrayan sosyal hayatta köylü ile kentli arasında çok da fark kalmadığını düşünüyorum.  Anadolu’muzdaki kadınlarımız kocalarına sadece korkudan öyle davranmazlardı saygı duydukları içinde öyle davranırdı. Ama ben artık bu saygının şehirlerde olmadığı gibi köylerde de olmadığına inanıyorum.

ulkucu.org: www.ulkucu.org Sitesi ile ilgili izlenimlerinizi nelerdir?

Mustafa Yıldızdoğan: Bütün Ülküdaşların kendini bulacağı bir site. Emeği gecenlere teşekkürler.



* Yazarlarımız, yazılarına ait her türlü sorumluluğun kendilerine ait olduğunu kabul etmişlerdir.

GÜNCEL OLAYLAR

Ramazan Durmuş
Çanakkale’de imanın ve aldananların hikayesi

ORTAK AKIL

Tevhit Gülseven
Siyaset Yapmak ve MHP!

KİTAP-KÜLTÜR

Alp Tümen Arslan
FIRAT TANRIDAĞI’NDA

YENİ UFUKLAR

Halis Demiray
MHP’NİN HALLERİ DÜŞÜNDÜRÜYOR

KÜRESEL BAKIŞ

Dr. Muhsin İdikut Kadıoğlu
İlk ve Büyük Bir Turancı: Ali Bey Hüseyinzâde Turan

BUDAPEŞTE'DEN

Osman Şahbaz
Macaristan ve Türkiye Aynı Hedefe Koşuyor

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ

Şenay Bayır
Nazenin bahçelerde dolaşmak… Nereye kadar?
Copyright © 1998 - 2017 | Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
ulkucusite@gmail.com