Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
27 Mayis 2017
Hepiniz birer Türk Bayrağı'sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Ana Sayfa     İletişim       Biz Kimiz?       Site Yazarlığı       Etkinlikler       Tarihte Bugün    
MİLLÎ AKADEMİ
Prof. Dr.
Ramazan Özey

Kültürel Yozlaşma ve Kültürsüzleşme
AYDINLAR OCAĞI
Prof. Dr. Ahmet Çolak
TÜRKE DÜŞMANLIKLARININ SOSYO-PSİKOLOJİK ANALİZİ
MİLLÎ MÜNEVVER
Behiç Çelik
Türk Dünyası ve Yerel Yönetimler
İLİM PENCERESİ
Prof. Dr. Acar Sevim
Yeni üniversite öğrencilerinin durumu
EKO-YORUM

yasarcanca@hotmail.com

Bilindiği gibi Karadeniz’in yaylaları turizm ve kalkınma söylemleri ile yol yapımından başlanarak sistemin kullanımına açılmak istenmektedir. Bu durumun sakıncalarını sıralamadan önce küçük bir Tarih gezintisi ve tespitlerinin üstünden geçelim.

Kapitalist sistemin yeni planları üzerinde bir deneme

Bilindiği gibi Karadeniz’in yaylaları turizm ve kalkınma söylemleri ile yol yapımından başlanarak sistemin kullanımına açılmak istenmektedir. Bu durumun sakıncalarını sıralamadan önce küçük bir Tarih gezintisi ve tespitlerinin üstünden geçelim. Bilindiği gibi, iki insanın olduğu yerde bir ilişki ve değer transferi kaçınılmaz bir durumdur. Böyle durumlarda her zaman nasıl paylaşılacağına ve ortadaki değerlerin kimin tarafından daha çok kullanılacağı zaten insanlığın varoluşundan beri kavgalarının ana nedenlerinden olup özellikle doğal kaynakların nasıl paylaşılacağı tam bir kargaşa ve kavga nedeni olmuştur. En temel kuram, birçok insan çalışacak ve bir avuç insan bunları tüketecek. Bu durumun sağlanması için fiziksel üstünlükle kullanım hakkını elinde tutanlar tarafından, diğer insanların bu kaynaklardan yararlanmaları engellenir veya azaltılır. Bu duruma karşı fikir üretenlere ve karşı çıkanlara karşı üstünlük kavramı ortaya atılmış ve soylu, kral, sultan, v.s kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Tamda bu noktada dinlerin rölü ortaya çıkmıştır. Var olan bu adaletsiz düzene karşı, adalet ve eşitlikle tüm varlıkların doğa üstü bir güce (Allaha) ait olduğu teziyle bir çeşit isyan olarak çıkmış fakat zaman içerisinde egemenler tarafından bu dini vasıflar da aynı amaca yani insanlığın kontrol ve emeklerinin ellerinden alınması aracı olarak kullanılmıştır. İnsanların doğayı eşit kullanması gereği ortaya atıldığında. Birileri kendilerine üstünlük sağlama aracı olarak kullandıkları; soyluluk, krallık, sultanlık,Allahın oğlu yada temsilcisi,Güneşin oğlu, v.s görmeye başladık. Temel sorun bu üstünlük sıfatlarının nasıl alındığı olmuştur. İşte bu noktada soylular ruhban sınıfını ortaya çıkartarak egemenlerin egemenliklerinin tartışılmaz olması için doğa üstü güçlere bağlanması diğer insanlara karşı bir üstünlük sağladığı görüldüğünden beri dünyanın kaynakları bir azınlık tarafından kullanılmaya başlanmıştır. İşte bu egemenler tarih boyunca kendilerini dünya dışı güçlerin temsilcisi olarak tanımlamaları için din adamlarını kullanmıştır. Tanrının oğlu ya da temsilcisi, güneşin oğlu, v.s bir süre gelen sistematik tanımlamarla doğa kaynaklarının kullanımı konusunda üstünlüklerinin tartışılmasını engellemeye çalışmışlardır. bu teori insan nufusunun arttığı her yerde uygulanmıştır. Çünkü doğal kaynakların insanların kullanımına sunulması için gereken emek ancak insanlarla mümkündür. Biraz ciddi düşünüldüğünde insanlığın yoğun olduğu bölgelerden başlamak üzere nufus arttıkça etrafa yayılan bu insanlarla birlikte bu yapının araçları olan ruhban sınıfı da insanlarla birlikte yayılarak egemenlik tartışmasını yayılmadan önlemeye devam etmiştir. Dikkat edilirse her yere önce din adına gidilmektedir. Batı emperyalizmi gittiği yerlere hırıstıyanlığı yaydığını iddia ederek kiliseler açarak devam etmiştir. Ama kiliseler her zaman bir kral adına o bölgelere gitmiştir. Hala günümüzde batı emperyalizmi sembolik diye milleti kandırdıkları krallıklar tarafından sahiplenilmektedir. (bu noktada birinci dünya savaşının sonunda kurulan Bulgaristan’ın kralının kendilerinden olmadığı için kabul etmeyip alman prensini Bulgar kralı olarak atanmasını dikkatlerinize sunarım) Bu gelenek Sümerlerden günümüze değişmemiş olup. Budist tapınaklarından başlayarak, ülkemizdeki orman arazilerine önce ibadet yerleri açılması geleneği ile devam etmektedir. Emperyalzim artan nufusla haret ederek, Arap-Hind bölgesinden Akdeniz kuşağına (Mısır ve Roma) olarak egemenliklerine sırası ile persler, Türkler ve sonrada Rusların ortaklık savaşları günümüzde de devam etmektedir. Bu duruma karşılık olarak Devlet ve ulus kavramı ortaya çıkmış ve tüm doğal kaynakların sahibi devlettir tanımı olup, vatandaşlarına eşit kullanım hakkı sunmuştur. İşte bu noktada ulus Devletlerin saldırı altında olmasının asıl sebebi bu durumdur. Kimliği ve sahibi belli olmayıp kamu alanı sayılan doğal alanlar hedef tahtasında olan alanlar olup, işgallere sürekli dinsel bir amaç sunularak saldırılmışlardır. Hatırlanacağı gibi bir önceki Papa; 3 bin yıl 15 ile 60 arasındaki kuzey meridyeninin de yaşayan insanların Hırıstiyanlaştırılması dönemi olarak tanımlarkenkendi ülkelerinde dindarların oranının 20% nin altına inmesi ile hiç ilgilenmeden yeni alanlara yönelmesinin nedeni bu bölgelerde sahipsiz (kamu alanları) doğal kaynakların zenginliğidir. İşte bu coğrafya günümüzde de Türk coğrafyası olup herkesin iştahını kabartmaktadır. Kendi aralarında kavgalı olan Vatikan, Yahudi ve Anglo-sakson sermaye gurupları bu alan için işbirliği yapmakta hiç çekinmeyeceklerinden emin olabilirsiniz. Ülkemizde son dönemlerde Vatikan etkisi ve ilgisi de bu açıdan dikkatlice incelenmesi gereken bir durumdur. Çünkü doğal zenginlikleri ve 60 yıllardan beri koruma altındaki (hangi nedenle bu karar alınmış incelenmeye ihtiyaç var ve tamda Nato üyeliğinden sonra alınmış olması anlamlıdır) Karadeniz’in yayları artık hedefte olup aynı zamanda Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerine açılan bir kapı konumundadır. Bu amaca hizmet ve asıl amacın gizlenmesi için; Karadeniz’in yaylaları turizm ve kalkınma söylemleri ile yol yapımından başlanarak sistemin kullanımına açılmak istenmektedir. Bu bölgede görev yapan bazı kamu görevlileri ve yöredeki bazı insanlar daha iyi olacağı beklentisine den dolayı canla başla bu olay için çalışmaktadır. Yöre insanı bilir; her yaylanın genel kullanım hakkı yöredeki insanlara verilmiş olup, yaylalara hangi yoldan gittiyseniz o yoldan geri inersiniz. Yani her şey kontrol altında. Oysa bu yapılacak yollarla bu otokontrol yok olacak. Kimin çıktığını ve yaptığını bilmek imkansız hale gelecek. Peki ne ifade ediyor bu. Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği bu bölgede bende akan suyun elektriğe çevrilerek katma değer yaratılması isteği ile suya bakanlardanım. Ama işin günümüzdeki durumu hiç de bu masumane göründüğü gibi değildir. Çünkü bu yaylalardaki Oksijenin ve suyun kontrol altına alınıp, az bulunan doğal madenlerin kontrol edilmesi gerekir. Uzmanlar bitkilerin bize torağın karakterini verdiğini ve Karadeniz yaylalarında sayısı bilinmeyen bitki örtüsü bilinen bir gerçek olup, bu durum çok farklı bir doğal zenginliğinde habercisidir. Sırf bu nedenden dolayı bile korunması gerekmektedir. Normal insanların geleceği maalesef günümüzden daha kötüdür. Günümüz de sistem insanları sömürür ve kullanır. Bilinçli insanlarda buna karşı isyan eder. Nasıl sömürdükleri bir tarafa sömürülme olayında iki taraf olup. Sömürülenin sömürmeye son verme ve durudur ma iradesi mevcut olup. Bilinçlendiğinde kullanacağı çok aşikardır. Büyük şehir hayatından veya karmaşık şehir hayatından kırsal hatta köy hayatına dönüş hala mümkündür. Ki eminim bu yazıyı okuyanların çoğu bunu yapabilecek durumda olup, belki de bu durum onların emeklilik hayalleridir. İşte sorunda bu zaten, Bir önder çıkıp uyandırıdığında veya insanların yaşadıkları travmalardan sonra sömürülen bu insanlar kontrol edilemez bir irade koyup sisteme karşı geldiklerinde ve tüketim köleliğinden vaz geçtiklerinde Emperyalizmin prangalarından kurtulabilecek fiziki yaşam alanları işte bu kırsaldaki ortak yaşam alanlarıdır. Bu durum bile bu alanların kontrol edilmesinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Geçenlerde gazetelere yansıyan bir toplantıda bir kapitalist sözcüsü; insanlar bedelini ödemedikleri için havayı kolay kirletiyorlar dediğinde, ilk anda çevreci bir söylem gibi gelmesine rağmen aslında çok tehlikeli bir söylemdir. İnsanların en temel gereksinimi olan hava henüz kontrol edilemez bir durumda olup su ve gıda kısmı olarak kontrol edilmesine rağmen yeterli olmamak da çünkü yazımıza konu yaylalar bu kontrolu zorlaştırmak da hatta imkansızlaştırmaktadır. Oysa hava kontrol altına alınırsa insanların bağlılığı kaçınılmaz olacaktır. Genetiği değiştirilmiş gıda tohumları ile gıda konusunda epeyi yol almalarına rağmen su ve havada hala çok eksikleri var. Özellikle Türk coğrafyası su ve hava konusunda zengin bir kaynak durumundadır. Ukrayna’dan başlayıp ülkemize kadar uzanan toprak kiralama ve Gdo lu tohumla tarımı ele geçirme yöntemleri uçsuz bucaksız dağlık alanlar nedeni ile şimdilik başarısızlığa uğramış gibi gözükse de yeni plan bu sorunları çözemeye adaydır. Yeni planda bu bölgedeki devlete ait su kaynakları ve havzaları önce ekonomik bir değer ve kimlik verilerek kullanıma açıktır. Bu nedenle öncelikle; 1-bu alanların bir ekonomik değer olarak tanımlanıp değerlenmesi gerekir. Orman alanlarının kiralanması, su kaynaklarının elektrik üretimi için toplanması. Yaylaların veya dağların turizm tanımına alınması gibi. 2-ikinci aşamada bu işletmelerin özelleştirme veya ortaklıkla özel sektör tarafından işletilmesinin sağlanması. 3- üçüncü aşamada yabancı ortak veya değerinin 5 misline yabancılara satılması.(şu anda bile bu bölgedeki bir çok Hidro elektrik santralleri yabancılara satıldı bile) 4-son aşamada ekonomik değeri olan su havzalarının su kaynakları dolayısı ile dağlar ve derelerin kullanım hakkı otomatik olarak bu şirketlere geçecektir. Artık bu dağların ve havzaların nasıl kullanılacağı bu şirketlere sorulacaktır. Çünkü su toplama havzaları ve bu havzaları etkileyen orman alanları bu barajların etki alanında olacaklarından verilecek imtiyazla çok geniş bir coğrafyayı kontrol edebilecekler. Bu gerçekleştikten 15-20 yıl içerisinde tanımlanmış arazi bölgelerindeki yerleşimlerden ağaç yapısına kadar bu şirketlerin eline geçecek ve bölge insanı göçe zorlanacaktır. Göçüp nereye gidecekler tabi ki kurdukları şehirlere.30-50 yıl içinde tüm bölge şirketlerin eline geçeceğinden, Yöredeki insanlar, Önce yaylanızı, sonra derenizi, sonra meralarınızı daha sonra ormanınızı ve en sonunda arazilerinizi kaybedeceksiniz. Bu nedenle bu yapıda Karadeniz yaylaları aynı zamanda Kafkaslara açılan kapı olup Kafkasların kurtuluşu da Kaçkarların kurtuluşuna bağlıdır. İşte yeni dünya düzeninde Karadeniz yaylalarının önemi bu kadar kritiktir. Yaşar Canca Ekim 2015

* Yazarlarımız, yazılarına ait her türlü sorumluluğun kendilerine ait olduğunu kabul etmişlerdir.

GÜNCEL OLAYLAR

Ramazan Durmuş
Çanakkale’de imanın ve aldananların hikayesi

ORTAK AKIL

Tevhit Gülseven
Siyaset Yapmak ve MHP!

KİTAP-KÜLTÜR

Alp Tümen Arslan
FIRAT TANRIDAĞI’NDA

YENİ UFUKLAR

Halis Demiray
MHP’NİN HALLERİ DÜŞÜNDÜRÜYOR

KÜRESEL BAKIŞ

Dr. Muhsin İdikut Kadıoğlu
İlk ve Büyük Bir Turancı: Ali Bey Hüseyinzâde Turan

BUDAPEŞTE'DEN

Osman Şahbaz
Macaristan ve Türkiye Aynı Hedefe Koşuyor

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ

Şenay Bayır
Nazenin bahçelerde dolaşmak… Nereye kadar?
Copyright © 1998 - 2017 | Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
ulkucusite@gmail.com